alpbanner.jpg

Tarkan…Fanta Turnesi…2012…Konya…Tuvalet kağıtları üzerine…

Konya’ya rahat geldik…

 

Daha önce de kaldığım Konya Rixos, bence dünyanın en güzel manzarasına sahip tuvaletleriyle insana bir huzur, ferahlık içinde hacet gidertiyor.

 

 

Tuvalet önemlidir.
Ama tuvalet kağıdı da en az onun kadar önemlidir.
Tuvalet kağıtları, günü nasıl geçireceğimizin belirleyicilerindendir.
Dokulu, kokulu, düz, renkli…
Klozetin yanındaki duvarda sallanan minik askısından bize oturduğumuz yerde göz kırpan bu sevimli buluş, bugünkü yerine gelinceye kadar taş da olmuştur, yaprak da.
Askerliğimizde tuvaletleri taşla doldurulduğu için cezalandırılan bölüklere rastlamışızdır öyle değil mi sayın askerliğini yapmış olan beyler?

 

Tuvalet kağıdının kalitesi, insan doğasının gerekliliği sonucu elde ettiği rahatlığı adeta taçlandırabilir de, bozabilir de.

 

Kalitesizleri can sıkar. Ama en azından dürüsttür. Bu fiyata bunu veriyorum kardeşim der. Neyse odur. Karşılığında aldığın ürün paramparça oluverir bazen. Evet, aynı zamanda kurutuyordur. Ama beni seçtin, bunu verdim deme hakına sahiptir. Umumi tuvaletlerde de bu modele rastlamak kuvvetle muhtemeldir. Normal zamanlarda kullanmasak bile buralarda maruz kalmışızdır. Eee, ne demişler, mabad umduğu değil bulduğu kenefe bırakır…

 

Bir de güzel ambalajlar içinde, yüksek fiyatlara satılan, ama suyu yiyince dağılıveren, ele yapışan, popomuzun yanaklarında minik kağıtçıklar bırakan tuvalet kağıtları vardır. ”İyisi olsun da bari burda bir keyif yapayım” derken, kendimizi yine o sarsıcı gerçeğin içinde bulmuşuzdur. Bir daha o markayı almayacağımıza dair söz veririz kendimize. ”Bu ambalaj, bu firma, nası yani?” deriz. Yakıştıramayız. Ama gerçek tüm çıplaklığıyla arkamızdadır. Bir daha almamaya söz veririz; ancak markete gittiğimizde unutur, tekrar alırız. Aldanırız. Bu döngüyü yaşar dururuz. Unutmayanlarımız da vardır. Derslerini almışlardır. Onlar tecrübeyi akılda tutabilenlerimizdir…

 

Bazen sıradan hatta vasat, belki iğrenç ambalajlı, büyük bir holdingin değil de, sıradan bir şirketin malı olduğu belli olan tuvalet kağıtları görürüz raflarda. Düşünürüz. Ona bir şans vermeyi isteyebiliriz. Yanından geçip gitmiş olsak, bir dahaki alışverişte ona tekrar rastlayana kadar hatırlamayız bile. Ancak o fırsatı verdiğimizde bize kalan rahatlık, bunca zaman neden onun yanından geçip gittiğimizi sorgulatır bize. Pahalı çoğu üründen daha iyidir. Ama gösterişsizdir. Fiyatı, verdiğinin yanında azdır. Ama o mutludur.

 

Peki ya hem güzel isimli, dokulu, ambalajlı ve aynı zamanda da kaliteli, ancak arkamızda kaldığı için hep unuttuğumuz, en değerli organlarımızdan biri olan popomuza hakettiği değeri veren tuvalet kağıtları yok mudur a dostlar?Olmaz olur mu? Hiç…olmaz olur mu? O rehavet içindeyken yardımımıza koşup bizi altı yeni değiştirilmiş bir bebek kıvamına getiriveren tuvalet kağıtları, ne kadar mutlu eder hepimizi bir düşünsenize…Hep onu isteriz. Bağımlısı olmuşuzdur. O yoksa herşey boştur. Mutsuzuzudur bulamadığımız zamanlarda. Ancak pahalıdır. O paraya oo hooo o, neler yapabilirizdir.Kıyamayız bazen paralara. Daha azına razı oluruz.

 

En makbulü ambalajıyla, fiyatıyla ve kalitesiyle tutarlı, neyi vaad ediyorsa, nasıl görünüyorsa öyle olan tuvalet kağıtlarıdır. Neyi aldığımızı biliriz. Alabildiğimizi alırız.

 

İnsanlar da tuvalet kağıtları gibidir…

 

Ben bu hayatta görüp görebileceğim tüm götlere rağmen dağılmadan, erimeden, parçalanmadan, ambalajımla uyumlu, kanalizasyonuma akabilmek isterim…

 

alp

 

Facebook Twitter

Tarkan Fanta Turnesi…2012…Kahramanmaraş-Adana…Strange Days…

 

Ertelenen Şanlıurfa konserinden kısa bir yolculukla Kahramanmaraş’a geldik. Otelimiz şehrin biraz dışında olduğu için yol üstünde bir benzincide sigara almak için durduk. Benzin istasyonunun kasasında çalışan arkadaşın elinde Dostoyevski’nin ”Yeraltından Notlar” ı vardı. Okuduğu o kitapla belki de mazot kokularından, euro dizelden ayrılıp kısa süreliğine de olsa başka yerlere gidebilme isteği taşıyan bu arkadaşı takdir ettim.

 

Hava sıcak ve nemliydi. Zaten çok geçmeden yağmur indi. Ertesi gün konserden önce hayatımda gördüğüm en şiddetli yağmurlardan birine tanık oldum. Biz kulise zor kaçabilirken seyircinin o kadar ıslanıp yine de tüm gece aynı çoşkuyu taşımasına bayıldık. Ses mühendisimiz Zacha, konser öncesi yerine geçerken bulduğu bir çöp torbasını üstüne geçirmek zorunda kaldı…

 

O gece kuliste hayvan gibi takılıp, alemden aleme koştuğumuz, eğlence dolu anlardan bir kuple…

 

 

Pek çok başka şehire maledilmiş ürünün asıl merkezinin Kahramanmaraş olduğunu söylüyor halkı. Biber ve acı türevleri gibi…Reklam yapmıyormuş Maraş’lı. Zaten zenginmiş. Gerek yokmuş. Yine de güzel bir şehir değil Maraş. Öylesine bir şehir yapılmış oraya o kadar. Baraj gölü güzel görünüyor. Galiba tek manzara diyebileceğim görüntü o.

 

Konser günü Volkan’la bakırcılar çarşısını dolaştıktan sonra bindiğimiz taksi şöförü, hayatımda rastladığım en malzeme verici insanlardan biriydi. Her türlü cambazlığı yapıp sağa sola söyleniyordu arkadaş. Emniyet kemeri takmamı gereksiz gördüğü için yaşadığımız kısa diyaloğun ardından otele geldiğimizde inerken bana ettiği,” Nasıl?Güzel miymiş emniyet kemerim?” demesi herşeye noktayı koydu. Bu arada grubun doktoru İlhan da aynı arabaya rast gelmiş ve onda da hikayeler vardı…

 

İzmir’in Hasan Tahsin’i gibi, Maraş’ın da Sütçü İmam’ı var. Lisede bir gün tarih dersinde Sütçü İmam hikayesi sınıfa okunurken kaçtığı ve Fransızlarca aranmaya başladığı kısım geldiğinde arkadan birinin ”Süte su karıştırıyormuş” diyerek hepimizi yerlerde süründürmesini de unutamam…Kimdi acaba o?

 

Bu turnenin en ciddi konusu Matthew’in gitar çalmaya başlaması. Konserler arası yolculuklarda elinden bırakmadığı gitarıyla kısa sürede bu kadar ilerlemesi, Ayhan ve Can’ın hem takdir hem de kıskançlığı ile karşılandı:) Gruba üçüncü bir gitar vitüözü mü geliyor ne?..

 

 

Adana Hilton’da kalırsanız bilin ki oda servisinden 2 liralık su söylediğinizde 7 liralık servis ücreti alıyorlar. Odaya ne söylerseniz söyleyin bu sokuluyor. Olacak iş değil.

 

Adana’da konser çalmak zor. En öne kadar gelip sahneye saçma sapan hareketlerde bulunan, anahtarlık atan, güvenlikleri aşmaya çalışıp izin alamayınca da kavgaya niyetlenen insanlar görüyorum her Adana konserinde. Bu çok az kentte oluyor. Halkı bu insanlar nedeniyle cezalandırmamak gerek, biliyorum. Ama sadece böyle insanların davranışları yüzünden Adana gibi şehirlerde çalmak insanın içinden gelmiyor.Bu da bilinsin…

 

Koço restaurant bence bu turnenin yemek adına en önemli yerlerinden biri olmaya aday. Adana’ya gelirseniz mutlaka gidin. Alkol de var…

 

Son günlerde bizim aramızda da askeri bir uçağımızın Suriye tarafından düşürülmesi konuşuluyor hep. Yine başkalarının savaşında gencecik insanlar gidiyorlar, gidecekler. Olaysız bir bölge olacak mı buralar bilemiyoruz. Umarım herşey kavgasız çözülür. Ama bu romantizm ile yaşanmaz. Biliyorum…

 

alp

Facebook Twitter

Tarkan Fanta Turnesi…2012…Şanlıurfa…Ertelenen konserler ve hayatlar…

 

Elazığ’dan Urfa’ya geldiğimiz gün alınan 8 şehit haberiyle, geçen yıl Trabzon konseri günü aynı nedenden dolayı yarıda bıraktığımız konser geldi hepimizin aklına.Akşam tüm ekip olarak yenen yemekte ertesi gün konseri yapıp yapmamayla ilgili fikirlerimizi paylaştık. Her benzer olayda zararlı çıkanın aslında bölgede yaşayan insanlar olduğu konusunda ortak bir görüş vardı zaten.Ama sonuçta böylesine günlerde hiçbirşey yokmuş gibi davranamıyor özellikle sanat ve eğlence işkolunda çalışan insanlar. Buranın halkına bunu yapmak istemeyerek konser iptal edildi. Ertelendi demek daha doğru belki de. Ama ne zaman yapacağımız şimdilik belli değil diyelim…

 

Konserin olmadığı kesinleşince Serhat’la Urfa turuna çıktık. Bir günde yapılabilecek herşeyi yaptık sanki. Otelden yürüyerek Balıklı Göl’e gittik. Yolda gördüğümüz eski binalara bayıldık. Büyük bir Arap etkisi var heryerde. Şehir temiz. Çoğu şehirden çok daha düzenli. Geç saatlere kadar canlı bir şehir. Dükkanlar, heryerde rastlanan çay bahçeleri ve kabapçılar geç saatlere kadar açık. Akşam saatlerinde herkes bir yere çöküyor ve ciğer, kebap yiyor. Akşama doğru kaldırımlara kurulan, yine masa sandalyeli olup gece toplanan ocakbaşları da var her yerde. Ama kadın yok bu keyifte. Kadının çok arka planda olduğu bir şehir Urfa. Alkol hiç kullanılmıyor. Çok ender tekel bayii var. Her yer cep telefonu bayii. Nedenini bilmiyorum ama her yer!..En çok kullanılan cümle, ”Başım üstüne”. Urfalılar kibar ve yardımsever. Bir adres sorduğun zaman gayet kibarca işlerini bırakıp sana yardım ediyorlar. Ancak arada biraz fazla Sıcakettin İçtenkaynar durumu oluyor. Fotoğraf çekerken arkamdan gelip ”Çıt” diyen amca gibi…Kahve içmeye oturduğunda hemen sana dönüp konuşmaya başlıyorlar. Çok çok ucuz bir yer. Dünyaları yedikten sonra kişi başi 10-20 lira ödeyip kalkıyorsun eliyüzü düzgün bir restorandan. Yemekler her yerde lezzetli. Bir de bi mor başörtüsü durumu var Urfa’da. Kadınlar için olanı pullu, erkekler için olanı işlemeli; ama kumaşları aynı renk. Çok güzel görünüyor ve bunları takanlar ekseriyetle daha az şehirli hayat süren halk diye düşünüyorum.

 

Balıklı göl civarını gezerken, başımızı korumak için puşi aldık, sardırdık. Yakıştı valla. Puşi cidden işe yarıyor. Tüm gün puşinin eteği sağ omzumu kapatıp, sol omzumu açıkta bırakınca dünyanın en saçma amele yanığının sahibi oldum. Puşiyi aldığımız Halit, akşamüstü taksiyle gitmeyi düşündüğümüz Harran ve Göbeklitepe için bize reddedemeyeceğimiz bir fiyat önerisinde bulununca, hemen atladık. Harran ovasının bereketi insanı etkiliyor. ”Gap’ı gaptırmayanlar” iyi yapmışlar. Burada neredeyse herşeyin canı Atatürk Barajı. Dünyanın en eski üniversitesi olan Harran Üniversitesi ve Ulu Cami, kızıla çalan taşlarıyla çok etkileyici. Daha sonra misafir olduğumuz geleneksel Harran evinin içi o sıcakta o kadar serin ki oradan çıkmak istemiyorsun. Girişte para ödemiyorsun, sadece içtiğin kahveyi çayı veriyorsun. Eski eşya dolu her yer.

 

 

Harran’dan sonra insanlığın tarih bilgisini değiştiren Göbeklitepe’ye gittik. M.Ö. 11500 e tarihlenen, insanların sadece korunmak için değil, dinsel ihtiyaçlar yüzünden de yerleşik hayata geçebileceğinin kanıtı olan bu çevrenin en yüksek tepesinin bekçisi ve rehberi, tarlasını kazarken bu tapınağı bulan amca. 12 adet yüksek dikili taş var ve gezegenleri simgelediği söyleniyor. Üzerlerinde çok etkileyici muhtelif hayvan ve başsız bir insan kabartması var. İnsan kabartmasının pipisi dev gibi.Tripod…

 

 

Göbeklitepe’ye giderken araba yolda stop etti. Aküsü bitmiş. Serhat’la inip bayağı otobanda arabayı ittik. Başımızda puşiler, araba iterken bizi tanımlayacak tek kelime vardı; Maraba. Göbeklitepe’den inerken de yokuş aşağı çalıştırdık. H.z. Eyyup’un türbesinde artık yoldan adam da çevirdik. Ya tam kepazelik yani…Maraba olup araba ittik, ötesi var mı?

 

Urfa’da berbat araba kullanıyorlar. Bildiğiniz gibi değil. Trafik kuralı falan oyun havası…Bizi götüren arkadaş ”burda hep korna çalacan, yoksa araba kullanamazsın” dedi. Korna işinin geldiği son noktayı, ayrılacağımız sabah kaleye çıktıktan sonra muhteşem Haleplibahçe mozaiğini görmeye giderken kaldırımdaki yüksekliği görmeyip tökezlediğimde, arkadan gelen minibüsün şöförü kornayı kanırtıp, ”lo sen ne yaptın looo” veya şehir ağzıyla ”saaaalak saaaaalak” der gibi elini bana doğru sallayınca gördük. Bu arada mozaiklerin bizi nasıl … ettiğini şöyle anlatayım: Fotoğraf makinesinin halk arasındaki tanımıyla feys ditekşın, bilimsel adıyla yüz tanıma özelliği, mozaiklerin üzerindeki yüzlerin alayını tanıdı.

 

Restoranda yemek yiyorsun sonra da hesap için garsonu çağırıyorsun ya… Önce sana ne yediğini soruyor öğreniyor, sonra da ”ben birini çağırayım da hesaplasın” diyor. Bu istisnasız tüm yemek yediğimiz yerlerde oldu. Hayır ne soruyon ne yediğimi o zaman arkadaşım?..Madem sorcan hesapla ver adisyonu…

 

Urfa’da bütün tuvaletler paralı. Kendimi hiç bu kadar değerli hissetmemiştim.

 

Sabah yolda yürürken oynayan çocuklardan biri ilerdeki arkadaşlarına ”küçük eşekler” diye bağırdı. Çok tatlı…

 

Kahramanmaraş’a doğru yola çıktık agam…

 

Başım üstüne…

Facebook Twitter

Tarkan Fanta Turnesi…2012…Elazığ…bir Anadolu rapsodisi…

 

Yazdığım gibi Dadaş ilinden Gakkoş vilayetine gelmek için erken yola çıktık ve geldik. Elazığ’a üç yıl önce yine gelmiştik ve yağan aşırı miktarda yağmur yüzünden stad göle dönünce, kısa ve verimsiz bir konser çalabilmiştik. İlk gün Harput’a çıktık. İlk geldiğimizde de gittiğim Harput’un daha yenilenmiş olmasını isterdim üç yılda;bir iki bina restorasyonu ve meydan düzenlemesi dışında pek bir değişiklik yok. Harput kalesi tüm ovaya bakıyor. Keban’ı bile görüyorsunuz. Kalenin yanındaki enfes bahçeli restoran, Erkan abinin (Oğur) arkadaşı Hıdır’ın. Gelmeden Erkan abiyi aramıştım; selamını ilettim. Erkan abi’nin Elazığ’lı olduğunu ve ailesinin bir kısmının Harput’tan olduğunu biliyorum. Bu bile buraların sevilmesi için yeterli bir neden bence; bize Erkan abiyi veren toprağı seviyoruz!
Elazığ’da alkollü restoran yok gibi birşey. Yemeğe gittiğimiz restoranda, balığın yanında rakı içelim diye bildiğimiz tüm cimnastik numaralarını yaptık. Fotoğrafta, saç sanatçımız Ercan’ı zorlu koşullarda sakilik yaparken görüyorsunuz. Zordu, ama o balık ağlardı rakısız be…

 

 

Gece oteldeki düğünün sesinden kaçmanın yolu olmadığını, odaya çıkan sesten anlayınca, aşağıya inip yöresel ”Star” ları dinledim. Fena değillerdi. Halk oyunları grubunu beğendim. Garip bir zamanda oynuyorlar. Ritmin biraz gerisinde. Zordur bu şekilde oynamak.

 

Konser çok coşkuluydu. Tarkan biraz hastaydı ama hiç belli etmeden konseri götürdü. Kostüm arasında Altay ”Biz Nereye”yi söyledi ve çok beğenildi. Sevindik tabi biz de arkadaşımızın buralara gelmesine…yani duygu dolu anlar yaşandı…sahnede birbirimize sarıldık…ağladık…Volkan Bünyamin’e çiçek verirken, Ayhan Hicaz taksime girdi. Serhat ile Matthew arkada birbirlerini bilmediğimiz bir nedenden dolayı tebrik ederlerken, Can’la Mehmet de harmandalı oynuyorlardı. Peki ya ben mi?..Ben mi sevgili gönül dostları?..bana mı diyorsunuz?..Ya talkin’ to me?…Talkin’ to meeee?..Olanları izlerken kabuklarını sahneye atarak çiğdem yedim diye Tarkan kötü bi bakış attı…Üzüldüm yani tabi ben de…sonra hep beraber group hug yapıp kulise gittik…Bir akşam da böyle bitti..

 

Urfa’ya doğru yol çıktık…

 

Notlar:
1)Şehir içi elektrik trafosu kulübelerinin üstüne eski ev resmi çizilmesini seviyoruz. Kitch ama diğer halden makbul…
2)Mehmet Akatay diyette. Sıkı uyuyor buna.Ama ”kardeşim en güzel yemek yenecek yerlerde ne diyeti ya, turneden sonra başlasaydın ya!” demekten kendimizi alamıyoruz.Hatta diyoruz. Yoldan çıkaracağız…
3)Elazığ’da ilk gece okey oynadık ve Mehmet kazandı…Yine…bi daha oynamam onunla…belki taş çalmayı öğrenmem gerek…
4)Restoranlarda çalan soprano saksofonlu ”yemek müzikleri” benim iştahımı kaçırıyor. Bir de bilinen bazı parçaların, galiba teliften dolayı tanınmamış şarkıcılara söyletilmiş halleri var…bu model diğerinden daha iyi. Ama en katlanılmazı panflüt…Dayanamıyorum ya…Kendimi tabağımdaki yemekle oynarken yakalıyorum, hipnotize olmuş bir halde. ”Bir gün her şarkı Zampfir’i tadacak” diyerek uzaklaşıyorum…
5)Elazığ’da ya herkesin bir durumu var ya da saygı ifadesi olarak kullanıyorlar…herkes ”Başkanım” diyor…
6)Anadolu’da yanlış ticari anlayışlar var.Arkadaşım iyi iş yapan bir işyerinin yanına veya karşısına neden aynı işi yapan ve bir farklılığı olmayan aynı işkolundan bir dükkan açıyorsunuz?..bkz:Erzurum Cağ Kebabı…Yani komşu pişirdiği herşeyden sana da düşürmek zorunda mı bilader?..

 

 

 

 

Facebook Twitter

Tarkan Fanta Turnesi…Trabzon-Erzurum…2012…

Samsun’dan Trabzon’a güzel manzaralar eşliğinde dolanarak geldik.

 


Ercan Göynü, Can Şengün, Volkan Öktem, Mehmet Akatay ve Altay Oktar ile yolda…

 

Geçen yıl şehit haberiyle yarıda bıraktığımız konserden sonra ilk kez geldik Trabzon’a. Aynı geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu yıl da kaldığımız otelin, bizim dışımızda tamamen Arap turistlerle dolu olduğunu görünce, ilk başta tabi ki bu konudaki standart esprilerle konuyu ezdiğimizi kabul etmeliyim. Ancak tüm bu kara çarşaflı Arap kadınlarının sanki onları dövecekmişiz gibi bizden kaçtıklarını gördükçe espriler yerini kadını bu hale getiren anlayışı eleştirmeye bıraktı. Kadının saçının telinden, gözünden, ayağından, elinden azılıp üstüne atlanacağını düşünen zihniyet, onu binyıllardır -tektanrılı dinerden çok önceden beridir kadın örtünmektedir, yanlış anlaşılmasın söylediğim- farklı şekillerde örtüyor. Böylesine kara çarşaflar içindeki bir kadın, erkeğin esasında binyıllardır nasıl kendine güvensiz, korku dolu, hazımsız yaşadığının bir abidesidir. Kadını eve hapseden, onu sadece yatakta, ev işlerinde kullanan, yapabileceği, üretebileceği çok şey varken onu sadece erkeğine eş yapan zihniyet pek değişmiyor; kıyafetler değişse de.Ha bu arada kadın da erkek de çalışmayabilir ve hayatın şekillendirmesiyle sadece eş olmak, çocuğa iyi bir ebeveyn olmak da yeterince önemlidir ama burada bahsettiğim anlayış bundan çok farklı. Uzatmaya gerek yok.

 

Konser güzeldi. Seyirci de.

 

Selçuklu’nun muhteşem Çifte Minareli Medresesi ile, restorasyonu bittiğinde bütün bir meydan olarak çok güzelleşeceğine inandığım 3 Kümbetler’i ile, en son 2011 Ekim’inde Kampüs’te Caz Konserleri turnesiyle geldiğim, o akşamki Fenerbahçe-Başiktaş maçı sebebiyle seyircinin az ama bizi şaşırtacak kadar ilgili olduğu Erzurum’da garip bir hava vardı. Hepimiz gergindik bir şekilde. Ortak muayyen günlerini yaşamakta olan bir müzik grubu gibiydik adeta. Sabah hava oldukça sıcakken öğle sularında yağan yağmur ile serin hatta soğuk bir havada konser verdik. Seyirci harikaydı. Sahnenin baktığı yönde ve tam karşımızda Star Wars’daki uzun ince ayaklı,sivrisinek kılıklı savaş araçlarına benzer şekilde duran, geçen yıl düzenlenen Olimpiyatlar için yapılan kayakla uzun atlama pistinin ışıkları yanıyordu. Chewbecca ve ben, Han Solo çalarken ısınmanın yollarını arıyorduk…Darth ve Cemal Süreya ile girdiği iddiada yenişemeyip soyadından tek ”d” atan Eddie, bir Vader olmanın vakarıyla olan biteni izlemekle yetindiler.
Sabah erken yola çıktık. Anadolu’nun kaderi, uçsuz bucaksız kıraç arazilerden, dağlardan geçerken internet sık sık kesiliyor. Yani kesilemeyeceğini iddia eden reklamlara güvenmeyiniz. Kitabınızı alınız. Bir aile dostumuz, müziğe yeni başladığımda bana ”Fişi çektiğinde müzik bitmemeli” demişti. Şu noktada akıllı telefonlarımız, uygulamalarımız ve laptoplarımızla her gittiğimiz yere neredeyse tüm hayatımızı sürükleyebiliyoruz.

 

Ama ya fiş çekilirse ne olacak?

 

 

 

 

Facebook Twitter

Tarkan Fanta Turnesi…Ankara-Samsun…Akli dengeler üzerine…

Değerli okuyucularım…
Sizlerden gelen okur mektuplarındaki içten ısrarlarınız, beni bu yılki Fanta Turnesi’nde de blog yazmaya yöneltti. Taleplerinize sessiz kalamadım; sizleri kırmaya kıyamadım…

Efenim bildiğiniz gibi dün akşam itibariyle Ankara’da ilk konserimizi verdik. Sorunsuz güzel bir konserdi. Bir gece önce çok geç başlayabildiğimiz sahne provaları sırasında şıkan sese emniyet güçlerinin müdahalesi, hatırı sayılır bir soğuk, açlık, susuzluk, kan, nefret, kin, dostluk, sevgi, mutluluk, gaz, toz, sis, sosis, uyku, yorgunluk, şefkat, hi-hat, hi-cut (müzisyen olmayanlarınız açsın öğrensin öyle değil mi efenim), fizik, kimya, astroloji, jeoloji, antrepo-loji (taşınacak ürünlerimizi istifleme ve saklama bilimi), Sözcü, Cumhuriyet, Hürriyet, Posta, Bulvar, Hafta Sonu, Playboy, Hustler, Penthouse, Tübitak, dübütek, at bi tek, Jack, Daniel’s, Son James, meşhur kaz – hem de uçanından – Morton, Şeker Kız Candy, Warhol’suz Andy, kadının Fendi, Louis Vitton, Cacarel, Dior, ne diyor?, bakın bakın ne diycem güzeller, kanatsız octapad, havlular, backstage passler, Mudo Concept tasarımı kulis, MTD, Eden, Epiphone, PRS, Mesa Boogie Wonderlaaannd a gitmeye çalışan Alice’in yol sorduğu kediye tanrı muamalesi yapan Mısırlılar’ın sfenkslerine yapılan hain saldırıyı kınayarak tüm insanlığın Unesco dünya mirası listesine alınması için yaptığım başvurunun geri çevrildiğini okuduğum anda başımdan aşağı inen kızgın kumlardan serin sulara atlar ve kısrakların başı gibi Akdeniz’e uzanan bu memleketin her bir köşesine gitsek ve çalsak diye düşünüp bunun imkansızlığının farkına varmayla beraber yaşadığım hayal kırıklığını size anlatmaya çalıştığım şu satırların en makbulünün iki kez su verilmiş çelikten yapıldığını yeni öğrenmeye başlıyor insan yaşı ilerledikçe derken aynı suda iki kez yıkanamadığımızı bilmenin tamamen hijyenik nedenlerden dolayı beni ne kadar mutlu ettiğini söyleyerek en iyi benzin istasyonu tuvaletlerinin Opet’te olduğunun altını çizerken dikkatimi cezbeden duvarlarındaki bilgilendirme panolarında ” klozete ayaklarınızla basıp büyük abdestinizi gidermeyiniz sevgili çocuklar” ibaresinin esasında eşşek kadar heriflerin nasıl sıçacaklarını hala bilmiyor olmalarından kaynaklandığını kızlarına söylerken gelinlerine potalı şut atan kayınvalidelerin eltilerinin görümceleriyle kurdukları Kay-El-Gör derneğinin maddi durumu pek parlak olmayan ailelere yönelik başlattığı ”her eve bir tığ” kampanyasına destek vermek amacıyla düzenlenen geceye derin dekoltesiyle katılan Elton John’ın eski İndiana Valisi muhterem peder beylerinin aslında MelunCan olduğunu ve Bering boğazı henüz boğaz değilken Yeni Dünya’ya geçerek muşmula dediği konusunda yaplan tüm tartışmalardan yola çıkarak sağa dönüp manavın arkasından geçtiğinde hemen tekar sağa dönüp tam karşına gelen bakkala girecek olursan eğer bir kalem bir pergel bir de çikolata alacağım diyen bir çocuk görürsen sakın şaşırma demiş şair aslında Gemlik’ten bahsederken 1942′de ama esasında bir yıl önce söyleseydi Steven Spielberg onun da filmini Cazcı Kardeş’le çeker ve hatta beraber zeytin işine girdiklerinde aşılamanın sadece ”Zeytungeeee zeytungeee” olması gerektiğini yöresel şive esprileriyle taçlandırarak veren kamu spotlarında yer alan Metin Akpınar’ın her akşam 21:00 civarında el kadar çocuklara kalkın gidin yatağınıza yatın demesinden yıllar önce rahmetli Adile Naşit’in bizlere Uykudan Önce programıyla verdiği tüm mesajlarda saklı olduğunu bilen Doğru Ahmet ve Bay Yanlış’tan feyz alan Nokta ile Virgül’ün modern tuluata katkılarının yadsınamaz olduğunu biliyor olman gerekirdi ey bu yazıyı okumaktan eminim ki daha önemli işleri olan sevgili okuyucularım sayesinde bugünlere geldiğimi asla ve asssslaa vazgeçemem sizden aslaaaaaan burcunun tüm özelliklerini taşıdığımı söylerler beni Tanıyan bir Ermeni diplomat olarak Osmanlı’nın duraklama döneminde Avrupa ile olan ilişkilerimizi geliştirme adına büyük emeği geçmiş çok sayıdaki azınlık kelimesini doğru bulmadığımı söylerken atonal müzikte her notanın tonal merkez gibi ele alınması anlayışı insana uyarlandığında azınlık veya çoğunluk kavramlarının içinin boşalacağını söylemeye dilim varmazken gitmediğimiz ve görmediğimiz ancak bizim olan o köyün aslen Amazon’lar tarafından kurulmuş olan Samsun kenti olduğunu ve çocukken Erol Evgin’e aşık olanlar ile babasına aşık olanlar arasında çıkan kavgada memesi kesilen bir köylünün itliği kopukluğu bir kenara bırakarak açtığı Bafra pide salonunun açılışına çelenk yollayanlar arasında yapılan çekilişe doğru yanıt verenler arasında yapılacak çekilişe de doğru yanıt veren okuyucularıma koca bir hiç vereceğimin de müjdesini verdiğim şu saatlerde akrep ve yelkovanın isimlerini karıştıran insanlardan biri olduğumu itiraf etmekten başka çarem olmadığını bana bir kez daha hatırlatan sayın ilkokul öğretmenim ile giymekten en fazla zevk aldığım ayakkabılarımın yapıştırıcısını süren Endonezya’daki fabrikanın 10 yaş altı çocuklarının kurduğu sendikanın çaycısına hazır buralardayken çay yollasam ne güzel olur diye düşünmeye başladığım zaman içimi kaplayan bu küçük ama insanın başka insanlara yardım etmesinin verdiği o huzurdan gayrı Andre Gide’in dediği gibi ”sanatın baskıdan doğduğu” gerçeğinden çok ”Borat’ın Faslı’dan yolduğu” paraları bir İsviçre bankası’na taşırken yolda başına gelen olayların anlatıldığı ”Hemster hem star” filminde başrolü oynayan doktorun kürtaj tartışmalarının odağından otağına geçtiği sırada gördüğü düşü hayra yoranın avradınıııı diye türkü yazabilen bir halkın tombul tombul memelerden ve gaydıriguppak Cemile’den bahsetmesinin doğal sonucu olarak attığı tweetlerin Star Wars’ın yedinci bölümüne yetecek kadar konu sağladığnı bilen yapımcıların bu kaynağı Çılgın Proje olarak adlandırabileceğimiz Zihni Sinir’in M.Ö. 600 yılında ortaya attığı ve İPhone üzerinden zayıflamayı hedefleyen ” İ Zafiyet teorisi” ne yatırarak dördüncü ayakta çok para kaybettiklerini yazan bazı gazetecilerin davet edildiği bir resepsiyonda check out yaparken en sevmediğim davranışlardan bazılarını alt alta yazsam çok insanın canı yanar döner meyvelerin faydaları konulu sempozyuma katıldığımı duyan bazı entellektüel çevrelerin beni tenkit etmek yerine destek vemelerini isterdim ki insanlığın ortak muayyen günlerini yaşadığı bugünleri önceden yazan Maya’ların foyaları ortaya çıkacak olursa bu işten yıllardır nemalanan bazı çevrelerin Nebahat Çehre ile ortaklaşa kuracakları partinin aha buraya yazıyom tek başına iktidar olacağına Eminem’in yeni şarkısındaki pornografik içerikli sosyal mesajların esasında soksal mesajlar olduğunu düşünmek bile istemiyorum dememe kalmadan yazı getiren nazı bitiren gazı kaçıran fazı çeviren cazı sevdiren hazı uzatan kazı esirgemeyen lazı anlatan pazı pişiren razı olmayan sazı çalmayan tazı besleyen Zaz’ı sevmeyen kalmasıııııııııııııınnnnnnnn diyerek felaket olmasa da telllalık yapan insanlardan hayatım boyunca uzak durmaya çalıştım ki onların da sazlıklardan havalanan bir ördek gibi buralardan gitmeye dair hayalleri olduğunu sizler kadar bizler de biliyor değil miyiz a Dostlar Tiyatrosu’nun Kenter’ler ile ortak açtıkları ve Japon savunma sanatları konseptli ”KenDo’s” restoranın hiçbir ürününde domuz yağı kullanılmamaktayken bambaşka bir yerde bambaşka bir zamanda olabilmeyi isteyenlerin istemeyenlere oranını hesaplayabilecek bilgi ve beceri bende mevcut olma Sabile yollar ayır Sabile yıllar ayır Sabile şarkısını 2012 Fanta Turnesi’nde müzikii görevlerini yapmakta olan yol arkadaşlarıma yollarken bir sonraki blogda görüşmek üzere sevgilerimi sunarım.

Gördüğünüz gibi yollar uzun…

Ama sizler varsınız ve iyi ki varsınız kıymetli okuyucularım…

Saygılarımla…

IV.Alp (İzmir ili mentoru ve Bergama Markiz’i kayınçosu)

Facebook Twitter
Yaklaşan konserler
  • 23/09/17 - 21:00 MadenÖktemErsönmez- MÖE - Denizde Caz - İstanbul
  • 26/09/17 - 21:00 Yalın - Harbiye Açıkhava Tiyatrosu - İstanbul
  • 03/11/17 - 21:00 İlhan Erşahin’s İstanbul Sessions feat. Dave Harrington - Babylon - İstanbul
  • 08/11/17 - 21:00 İlhan Erşahin’s İstanbul Sessions feat. Dave Harrington - Enjoy Jazz - Mannheim
  • 25/11/17 - 21:00 Erik Truffaz - Babylon - İstanbul
Bülten
...
Haber Arşivi
  • 2017 (81)
  • 2016 (90)
  • 2015 (46)
  • 2014 (56)
  • 2013 (56)
  • 2012 (54)
  • 2011 (23)