blog.png

Tarkan Fanta Turnesi…Adana…ve Stockholm Sendromu’na bir başka bakış…

Neden bir memleketin insanı çok sinirli olur?
Niye hep bir kavga çıkacakmış gibi hissedersin bazı şehirlerde?
Adana’da bu soruları tekrar sordum kendime. Bu kadar sinir çok fazla ya insana. Delikanlılık falan değil bu. Belki havadan, nemden, adetten, gelenekten, genlerden ama sonuç ortada. Adana’da insanlar çok sinirli. Bu sinir araba kullanmalarından eğlenmelerine kadar her yerde kendini gösteriyor. Ama yemeklerin harikalığını unutmamak gerek. Eğer bu da sinirdense…yiyin birbirinizi ey Adana halkı…:)

Konser yine çok kalabalık, sıcak ve coşkuluydu. Yine kavga çıkaran ve alkolü gerçekten sadece tıbbi olarak haricen kullanması gereken insanlar vardı. Ama genel olarak gayet iyiydi…

Bu arada Adana’da bici bici diye birşey var…ne olduğunu bilmiyorum ama yencek birşey galiba…ismi güzel…

Adana’ya dair bir anımı nakletmek isterim size sayın okurlarım (bak adam havaya girdi dördüncü blogda Kafka’ya bağladı)…2001 yılında, Cahit Berkay Film Müzikleri grubu olarak Altın Koza Film Festivali dahilindeki bir büyük sinema açılışında çalmak üzere Adana’daydık. Bu arada acaip nezleyim. Adana’ya gider gitmez nerde kebap yesek diye konuşurken şanı memleketi aşmış, bir nevi efsane, mit olmuş Adana’lı Celal’in adını duyduk. Konseri çaldık. Ben hala nezleyim. Konserden sonra organizasyon bizi havalı bir restorana götürdü. Festival olduğu için içeriye girdiğimizde bizen başka pek çok sanatçının da orda olduğunu gördük. Masaya oturduk ve içeceğimiz sorulduğunda, tabi ki de “Rakı” dedik. Garson Cahit Abi’ye “Yalnız beyefendi, masada bayan yokken alkol servisi yapmıyoruz” dedi. Cahit abinin rengindeki değişim, rakının suyu aldığındakinden daha hızlı oldu. Yan masadan rahmetli Duygu Asena “Ya ben geçeyim onların masasına o halde” dediyse de Cahit abi akıncılarını Rum üstüne süren bir uçbeyi gibi bizi masadan kaldırdı. Bu arada ben hala nezleyim. Nereye gidelim derken ve açlık artık baş dönmesine çalarken, “Ahanda, hani Adana’lı Celal var idi” dedi aramızdan biri; galiba Serhat. Hadi hep beraber derken Adana sokaklarında Adana’lı Celal’i aramaya başladık ama adam Kayser Söze gibi; kim olduğunu bırakın, nerde olduğunu bilen yok. En sonunda bir yere geldik güvendiğimiz bir tarif üzerine. Mekan bir otopark. Bir teneke araba var. Etraf insan dolu. Kebapçıların sermaye dedikleri kuyruk yağı kokusuna bulanmış duvarlar eşliğinde ellerindeki dürümlere Parfüm filminin son sahnesinde asıl çocuğa saldıran ahali gibi abanan insanlar görünce doğru yere geldiğimizi anladık. Hemen bir masa bulduk. Masa alçak. Ben hala nezleyim. Koca teksir kağıdı üzerinde tabaksız domatesler, biberler, soğanlar saçıldı masaya. Ama o domatesin kırmızını hala daha unutamam. Lezzetini de. Bu arada kebaplar söylenmişken arada tıkınmaya başlamışız. Acı yemeyi hiç sevmeyen ben, yanımda oturan Mert Önal’ın – Kangroove’dan hatırlayacaksınız- elindeki turşu bibelerden bir tanesini ağzına attığını görünce gaza gelip “Acı mı?” diye soruverdim bir nevi Heidi edasıyla. Mert, daha sonradan anlattığı kadarıyla, ağzının içindeki asit yağmurunu saklamaya çalışarak bana “Yok hiç değil ” deyiverdi. Ben de “Adana’dayız, burda yemicez, nerde yicez ?” diyerek bir tane biber attım ağzıma,,,derken ışıklar soluklaşmaya başladı. Sesler uzaklaştı. Normal koşullarda hissetmem gereken ağzım, dilim sanki diş ameliyatı geçirecek bir file verilmiş anesteziyi yemiş gibi uyuştu. Ebelep hübelleee derken masadan ayağa fırladım ve otopak içinde – şaka yapmıyorum- AĞZIM AÇIK KOŞMAYA BAŞLADIM. Arkamdan bana ayran ve domates yetiştiren helal süt emmiş insanlar olmasa, bence daha bir süre daha da koşardım. İnsan haysiyetini ayaklar altına alan bu dakikalardan sonra masaya döndüğümde, beni daha da ayaklar altına alacak bir gerçekle karşılaştım…Mert herşeyi, sürekli yanımda taşıdığım ve konserleri kaydettiğim kameramla kaydetmişti. Bu utanç tablosunu, insanın düşmanına yapmayacağı şeyi, çocukluk arkadaşına yapmış olmanın rahatsızlığından eser taşımayan bedeni, kahkahalarla sarsılmaktaydı. Bu arada…artık nezle değildim.

Ya a dostlar, bu olay üzerine kendisine müteşekkir olup, o günden itibaren “Acı yerim ulen” diyene kafa tutacak kadar çok acı sevmemin ve yememin altında , gerçek Stockholm Sendromu olarak adlandırabileceğimiz bu olay yatmaktadır. Sağolasın Mert, sen çok yaşa Celal…

Facebook Twitter
Yaklaşan konserler
  • 22/07/18 - 21:00 Alp Ersönmez “Yazısız” özel misafir : Erkan Oğur - Mavibahçe İzmir - İzmir
  • 27/07/18 - 21:00 Alp Ersönmez “Cereyanlı” feat. Erik Truffaz - Bozcaada Caz Festivali - Bozcaada
  • 28/07/18 - 21:00 FOURinthePOCKET - Bozcaada Caz Festivali - Bozcaada
  • 02/08/18 - 22:30 FOURinthePOCKET - Sail Loft - Gündoğan / Bodrum
  • 12/08/18 - 22:30 Yalın - Harbiye Açıkhava Tiyatrosu - İstanbul
  • 17/08/18 - 22:30 İstanbul Sessions - Odessa - Odessa
  • 18/08/18 - 22:30 FOURinthePOCKET - Sail Loft - Gündoğan / Bodrum
  • 03/09/18 - 22:30 FOURinthePOCKET - Xuma - Yalıkavak
  • 30/11/18 - 22:30 İstanbul Sessions - Theatre Brianconnais - Torino
  • 01/12/18 - 22:30 İstanbul Sessions - Belgrade - Belgrade
Bülten
...
Haber Arşivi
  • 2018 (64)
  • 2017 (101)
  • 2016 (90)
  • 2015 (46)
  • 2014 (56)
  • 2013 (56)
  • 2012 (54)
  • 2011 (23)
Blog Arşivi
  • 2018 (1)
  • 2017 (1)
  • 2015 (1)
  • 2013 (3)
  • 2012 (13)
  • 2011 (14)