alpbanner.jpg

Tarkan Fanta Turnesi…2012…Şanlıurfa…Ertelenen konserler ve hayatlar…

 

Elazığ’dan Urfa’ya geldiğimiz gün alınan 8 şehit haberiyle, geçen yıl Trabzon konseri günü aynı nedenden dolayı yarıda bıraktığımız konser geldi hepimizin aklına.Akşam tüm ekip olarak yenen yemekte ertesi gün konseri yapıp yapmamayla ilgili fikirlerimizi paylaştık. Her benzer olayda zararlı çıkanın aslında bölgede yaşayan insanlar olduğu konusunda ortak bir görüş vardı zaten.Ama sonuçta böylesine günlerde hiçbirşey yokmuş gibi davranamıyor özellikle sanat ve eğlence işkolunda çalışan insanlar. Buranın halkına bunu yapmak istemeyerek konser iptal edildi. Ertelendi demek daha doğru belki de. Ama ne zaman yapacağımız şimdilik belli değil diyelim…

 

Konserin olmadığı kesinleşince Serhat’la Urfa turuna çıktık. Bir günde yapılabilecek herşeyi yaptık sanki. Otelden yürüyerek Balıklı Göl’e gittik. Yolda gördüğümüz eski binalara bayıldık. Büyük bir Arap etkisi var heryerde. Şehir temiz. Çoğu şehirden çok daha düzenli. Geç saatlere kadar canlı bir şehir. Dükkanlar, heryerde rastlanan çay bahçeleri ve kabapçılar geç saatlere kadar açık. Akşam saatlerinde herkes bir yere çöküyor ve ciğer, kebap yiyor. Akşama doğru kaldırımlara kurulan, yine masa sandalyeli olup gece toplanan ocakbaşları da var her yerde. Ama kadın yok bu keyifte. Kadının çok arka planda olduğu bir şehir Urfa. Alkol hiç kullanılmıyor. Çok ender tekel bayii var. Her yer cep telefonu bayii. Nedenini bilmiyorum ama her yer!..En çok kullanılan cümle, ”Başım üstüne”. Urfalılar kibar ve yardımsever. Bir adres sorduğun zaman gayet kibarca işlerini bırakıp sana yardım ediyorlar. Ancak arada biraz fazla Sıcakettin İçtenkaynar durumu oluyor. Fotoğraf çekerken arkamdan gelip ”Çıt” diyen amca gibi…Kahve içmeye oturduğunda hemen sana dönüp konuşmaya başlıyorlar. Çok çok ucuz bir yer. Dünyaları yedikten sonra kişi başi 10-20 lira ödeyip kalkıyorsun eliyüzü düzgün bir restorandan. Yemekler her yerde lezzetli. Bir de bi mor başörtüsü durumu var Urfa’da. Kadınlar için olanı pullu, erkekler için olanı işlemeli; ama kumaşları aynı renk. Çok güzel görünüyor ve bunları takanlar ekseriyetle daha az şehirli hayat süren halk diye düşünüyorum.

 

Balıklı göl civarını gezerken, başımızı korumak için puşi aldık, sardırdık. Yakıştı valla. Puşi cidden işe yarıyor. Tüm gün puşinin eteği sağ omzumu kapatıp, sol omzumu açıkta bırakınca dünyanın en saçma amele yanığının sahibi oldum. Puşiyi aldığımız Halit, akşamüstü taksiyle gitmeyi düşündüğümüz Harran ve Göbeklitepe için bize reddedemeyeceğimiz bir fiyat önerisinde bulununca, hemen atladık. Harran ovasının bereketi insanı etkiliyor. ”Gap’ı gaptırmayanlar” iyi yapmışlar. Burada neredeyse herşeyin canı Atatürk Barajı. Dünyanın en eski üniversitesi olan Harran Üniversitesi ve Ulu Cami, kızıla çalan taşlarıyla çok etkileyici. Daha sonra misafir olduğumuz geleneksel Harran evinin içi o sıcakta o kadar serin ki oradan çıkmak istemiyorsun. Girişte para ödemiyorsun, sadece içtiğin kahveyi çayı veriyorsun. Eski eşya dolu her yer.

 

 

Harran’dan sonra insanlığın tarih bilgisini değiştiren Göbeklitepe’ye gittik. M.Ö. 11500 e tarihlenen, insanların sadece korunmak için değil, dinsel ihtiyaçlar yüzünden de yerleşik hayata geçebileceğinin kanıtı olan bu çevrenin en yüksek tepesinin bekçisi ve rehberi, tarlasını kazarken bu tapınağı bulan amca. 12 adet yüksek dikili taş var ve gezegenleri simgelediği söyleniyor. Üzerlerinde çok etkileyici muhtelif hayvan ve başsız bir insan kabartması var. İnsan kabartmasının pipisi dev gibi.Tripod…

 

 

Göbeklitepe’ye giderken araba yolda stop etti. Aküsü bitmiş. Serhat’la inip bayağı otobanda arabayı ittik. Başımızda puşiler, araba iterken bizi tanımlayacak tek kelime vardı; Maraba. Göbeklitepe’den inerken de yokuş aşağı çalıştırdık. H.z. Eyyup’un türbesinde artık yoldan adam da çevirdik. Ya tam kepazelik yani…Maraba olup araba ittik, ötesi var mı?

 

Urfa’da berbat araba kullanıyorlar. Bildiğiniz gibi değil. Trafik kuralı falan oyun havası…Bizi götüren arkadaş ”burda hep korna çalacan, yoksa araba kullanamazsın” dedi. Korna işinin geldiği son noktayı, ayrılacağımız sabah kaleye çıktıktan sonra muhteşem Haleplibahçe mozaiğini görmeye giderken kaldırımdaki yüksekliği görmeyip tökezlediğimde, arkadan gelen minibüsün şöförü kornayı kanırtıp, ”lo sen ne yaptın looo” veya şehir ağzıyla ”saaaalak saaaaalak” der gibi elini bana doğru sallayınca gördük. Bu arada mozaiklerin bizi nasıl … ettiğini şöyle anlatayım: Fotoğraf makinesinin halk arasındaki tanımıyla feys ditekşın, bilimsel adıyla yüz tanıma özelliği, mozaiklerin üzerindeki yüzlerin alayını tanıdı.

 

Restoranda yemek yiyorsun sonra da hesap için garsonu çağırıyorsun ya… Önce sana ne yediğini soruyor öğreniyor, sonra da ”ben birini çağırayım da hesaplasın” diyor. Bu istisnasız tüm yemek yediğimiz yerlerde oldu. Hayır ne soruyon ne yediğimi o zaman arkadaşım?..Madem sorcan hesapla ver adisyonu…

 

Urfa’da bütün tuvaletler paralı. Kendimi hiç bu kadar değerli hissetmemiştim.

 

Sabah yolda yürürken oynayan çocuklardan biri ilerdeki arkadaşlarına ”küçük eşekler” diye bağırdı. Çok tatlı…

 

Kahramanmaraş’a doğru yola çıktık agam…

 

Başım üstüne…

Facebook Twitter
Yaklaşan konserler
  • 29/10/18 - 22:30 Yalın - Antalya - Antalya
  • 02/11/18 - 22:30 İlhan Erşahin’s İstanbul Sessions - Base Milan - Mİlan
  • 03/11/18 - 22:30 İlhan Erşahin’s İstanbul Sessions - Babylon - İstanbul
  • 07/11/18 - 22:30 FOURinthePOCKET - Kayıkhane Moda - İstanbul
  • 29/11/18 - 22:30 İlhan Erşahin’s İstanbul Sessions - Lyon - Lyon
  • 30/11/18 - 22:30 İstanbul Sessions - Theatre Brianconnais - Torino
  • 01/12/18 - 22:30 İstanbul Sessions - Belgrade - Belgrade
Bülten
...
Haber Arşivi
  • 2018 (73)
  • 2017 (101)
  • 2016 (90)
  • 2015 (46)
  • 2014 (56)
  • 2013 (56)
  • 2012 (54)
  • 2011 (23)
Blog Arşivi
  • 2018 (1)
  • 2017 (1)
  • 2015 (1)
  • 2013 (3)
  • 2012 (13)
  • 2011 (14)