blog.png

Bir İlişkinin Anatomisi…Aşk Çapa İster


Sevgili okuyucularım,
Pek çok takipçimin,”Alp bey, sonsuz bilgi ve tecrübelerinizden faydalanmak istiyoruz; kadın-erkek ilişkileri üzerine de birşeyler yazar mısınız?” şeklindeki ısrarlarına daha fazla dayanamayarak, uzmanlık alanlarımdan sadece ikisi olan maliyet muhasebesi ve psikanalizden hareketle sizler için bir yol haritası çıkardım. Bu yol haritasında, üzerine yüksek lisans yaptığım Gayzerler (Soze’nin Redjavik yıllarını anlattığım bölüme özellikle dikkat ediniz) hakkında da detaylı bilgiler bulacaksınız. Doktora tezimi yazdığım “Dikta rejimlerinde pespayelik ve balalayka” konusundan da çeşitli başlıklar içeren bu incelemede, Amatör Jinekologlar Derneği’nin Taharet Musluğu Sevenler Vakfı ile ortak düzenledikleri “Biçimin üsluba etkisi” konulu panelde yaptığım konuşmadan alıntılar ve yıllar süren araştırmalar sonucunda yazdığım “Kitch Olmadan Piç Olmak” isimli kitabımdan da satırlar okuyacaksınız. İktisat profesörü olduğum yıl yayınlanan makalem “Sivil Savunmada Yer Hizmetlerinin Önemi”nde de zaten okumuş olduğunuz analizlerimin yanında, “Kavimler Göçünün Özal Ortadireğine Etkisi” başlıklı yazı dizisinde tefrika edilen çeşitli pasajları da bu yol haritasında görebileceksiniz. Ancak okuyucu bu haritayı izlerken ilgili bilim insanlarına danışmanlık hizmeti verdiğim “Sümela Manastırı Fresk Restorasyonu” konusunu da göz ardı etmemelidir. Çünkü Harvard Üniversitesi dekanıyken verdiğim “Bel veren televizyon sehpalarının bakım ve onarımı” konulu seminerde belirtmiş olduğum üzere, bir ilişki iki insan arasındaki bir “Hal” olsa da, lakin ki, öyle değildir. İlişki, ünlü prezervatif markası “Takşuka”ya CEO’luk yaptığım yıllarda çalışanlarıma hep örnek gösterdiğim “Camille Saint-Saëns” ile “Gazoz Sen Sun” arasındaki bağ gibi olmalıdır. Peki bu bağın özü nedir? En ufak alakası olmayan kavramların eğilip bükülüp bize adeta “There is no spoon” demesidir sevgili okuyucularım. Buradan hareketle, siyah kuşak sahibi olduğum atasporumuz deve güreşçiliği literatürüne kazandırdığım  ”Hörgücü tek olanın depiği pek olur” prensibini ne yapmıyoruz? Unutmuyoruz. Sözlerime son verirken, Amerikan Film Akademisi üyeliğim sırasında benden desteklerini hiç esirgemeyen kişi ve kurumlardan Pele’ye (Brezilya Milli Takımı’na seçilen ilk yabancı ünvanını elde ettiğim yıl tanışmıştık kendisiyle), iki yıl üst üste başkanlığını yaptığım İrlanda Yazarlar Birliği’ne (James Joyce üzerine yaptığım araştırmalar halen Eritre ve Mozambik’te ana sınıflarında ders kitabı olarak okutulmaktadır), kurucu üyesi olduğum Şaşı Turist Rehberleri Sendikası’na (uzmanlık alanlarımın Taklamakan ve Gobi çölleri ile Nikaragua sahil şeridi olduğunu belirtmeliyim) ve Oto Sanayicileri Odası’na (…neden ekledim bilmiyorum, birşey yapmadılar benim için) teşekkürü borç bilirim.
 
Bu 15 adımlık yol haritasındaki parçaların sadece isimleri bile, bir ilişkinin bizleri nerdeeeen nereye götürebileceğinin bir delilidir…
 
Linklere tıklayarak devam ediniz…
 
 
 
 
Adım 1
 
Adım 2
 
Adım 3
 
Adım 4
 
Adım 5
 
Adım 6
 
Adım 7
 
Adım 8
 
Adım 9
 
Adım 10
 
Adım 11
 
Adım 12
 
Adım 13
 
Adım 14
 
Adım 15

Facebook Twitter

Arıza Forever…

 
 

Ben de her normal insan gibi, normal değilim…
Arızalarım benim bile hayretle baktığım resimler çizebiliyor…
Yemeği tabağımı çevire çevire dıştan içe doğru yerim, burger yerken önce patatesten başlarım ve bitene kadar burgera geçmem, dolunaydan çok etkilenirim, araba plakalarındaki rakamları toplarım falan…ama simetri takıntısı yok bende…onu bayağı önce hallettim…
 
 
Amma velakin geçen gün,terzi olmadığım için, kendi söküğümü dikemezken yüksüğün boşluğundan faydalanıp parmağıma batmaya heveslenen iğneye dikiş kutusundaki çuvaldız, bir ağız gibi yukarı aşağı oynattığı iplik boşluğundan ancak bir vantrologun çok uzun yıllar çalışarak yakalayabileceği davudilikte bir ses çıkartarak müdahale ederek;
-Daha sonra da beni müsait bir yere batırır mısınız?
dediğinde artık bu konudaki düşüncelerimi yazmaya karar verdim…
 
 
Kendime gıcık olduğum şeyleri tabi ki de yazmayacağım…seni tanımıyorum ey okuyucu…havaya girme…
 
 
- Her şeye ”keyifli” diyen insanlar yüzünden bu laftan nefret ettiğini dünyaya duyur…
 
 
- ”Yane ben insanlara fızla samımı davranıyoruam, o yızden beni yanlış anılyolıar” diyen arkadaşlara bir kutu çikolata tut…çünkü söyleyeceklerinden önce ”tatlı yiyelim tatlı konuşalım” demek icab edecek…ama tatlı konuşmayacaksın…
 
 
- ”En kötü huyum, fazla düşünceli olmam” falan gibi esasında melaike haresiyle dolaştığını sanan ama delhizlerinde hepimiz kadar pislik taşıyan insanların üzerine su tut…
 
 
- Sevmedikleri şeylere not veren ve küçümseyen insanlara karşı anlayışlı ol…Kendi haklarında çözemedikleriyle başetme yolları belki de budur…
 
 
- Hayatlarında çok az şey yapmalarına rağmen sanki beyin loblarını hergün birbirine vurdurdukları nörolojik kardiyolar yapıyorlarmış da dinlenmeye çok ihtiyaçları varmış gibi takılan ve yaptıkları her tatile ”kafa dinleme” diyen arkadaşlarınla dalaş…
 
 
- Anlayışın kredi kartından bir farkı olmadığını, birileri harcadıkça kalan limitin bir gün kart iptaline sebep olacağını anla…anlat…elleri tuzluk yapma…
 
 
-İşaret Zamiri…Hayatta bir insan için en zor durumlardan biri, işaret zamiri olmaktır belki de. Böyle yazmama rağmen ben de bazen aynı hataya düşüp, insanları zamirleştiriyorum. ”Bununla geçen gün oturuyoruz” dediğin bir an, zor durumda kaldığın andır. Bunu yen…Zamirleştirirsen, zamirleşirsin…Bitaraf olursan, bertaraf…olmazsın abi…olmazsın…
 
 
-Taksici ekolayzırı gibi yaşayan insanların 80 altlarını ve 12K üstlerini kısmalarına yardımcı ol…
 
 
-Alkış üzerine düşünceler…Dünyanın en basit ritmi 4/4 e alkış tutamayıp, dünyanın bırak dans etmeyi, sayamadığı 9/8 e göbek atan memleket ahalisini, uzuncana bir kızılcık sopası ile eğit…ama 9/8 e dokunma…9/8 candır…canandır…
 
 
-Çaldıklarını, yaptıklarını çok büyüten müzisyenlerin aslında yazdıklarının ve çaldıklarının sahibi olmadıklarını, bir paratoner gibi bu fikri çekebildikleri için şükretmeleri gerektiğini, atılan havanın kendilerine fırtına olarak döneceği temasıyla çal…Ego tavan olunca, müzik talan olur…
 
 
- Kendi hakkında gereksizce yazdıkların için bazı insanların seni tanıdıklarını sanıp sanki yıllardır arkadaşmışsınızcasına seninle gereksiz bir samimiyet içinde konuşacağını ama onları hakettikleri gibi ziyadesiyle bozduktan sonra üzüleceğini unutma…
 
 
 
 

şimdi bunları unut…rahatla…
elimdeki ipin ucunda sallanan topa bak….
baaaakkkkkk..
baaaaaa…..
bbbbbbb……..
……..
……..
 
 

Facebook Twitter

Allaanızın aşkına tıslamayın laaayn…

 
 
Evet sevgili okurlarım. Bugün yine tevcih edici, zincir kırıcı ve ufuk açıcı bir konuyla beraberiz : Tıslayıcılar…evet evet…yanlış okumadınız… Hani o uzakta konuşurlarken sadece S e Ş lerini duyduğumuz insanlar var ya?… Onlardan bahsediyorum…Bir yaz gecesinin sessizliği içinde öten cırcır böcekleri gibi kulağımıza çalınan bu tıslar, esasında bir manifestonun hayata geçmis halidir : Ben burdayım… O insanlardan hiç haberiniz yokken ve misal, siz başkalarının duyabileceği yüksek desibelli kahkahalar bile atmıyorken, ne konuştuğunu duymadıgınız uzaktaki bir dental oluşumun S ve Ş leri korkutucu bir netlikle ve keskinlikle söylediğini duyduğumuz zaman, o insanın ağız yapısından çok, annesi yapmamasını defalarca söylemiş olmasına rağmen yine de onun bir şekilde dikkatini (reklamin iyisi kötüsü olmadığı gibi, bazen bazı insanlar icin de alınan tepkinin iyisi kötüsü yoktur, bkz. halk arasında beş kardeş tabir ettiğimiz, Ceorge Arkın’ın ”Dünyayı Kurtaran Adam” filminde Osmanlı versyonunu taşlar üzerinde çalışmak suretiyle mükemmeleştirdiği basit saldırı tekniği) çekmek için artık tuvaleti geldiğinde söyleyebilip gidebiliyorken altına işeyen, elindeki bardaktaki muhtevayı yere döken, sen izlerken pat pat adımlarla yürüyüp açık televizyonu kapatan ve hatta ağzındaki lokmayı senin gözlerinin içine bakarak çıkaran bir çocuk aklımıza gelmektedir. Tıslamak, yaşını almış bir Man otobüsün havalı kapısı açılmadan önce çıkardığı ses değildir. Bir hüzün öyküsüdür. Domestik bir passenger, garbın afakıdır…Hayatı boyunca yediği tüm tokatlardaki sessizleri toplayıp kümeleyen ve onu sert sessizlerin en güzidelerinden ikisine indirgeyen bir hurda mezarlığıdır. Tıslamak, bir yaşam tarzıdır…
 
 

Ama arkadaşım sen elalemin adamının dikkatini çekicen diye lastik gibi uzattığın harflere maruz kalmak zorunda mıyım ben? Yahu sen kimsin ki ben senin duyulmayan, duyulsa da anlaşılmayan, anlaşılsa da boş olan laflarının sivrisinek gibi vızıltısını, anofel gibi ısırığını hissetmek zorunda kalayım. Seninle konuşmuyorum ki ben senin tısssss larını çekeyim…Varlığını bilmiyorum ki yokluğuna üzüleyim…Git ne terbiye vereceksen ağzına ver…hadeee….hassseeeee…hasssssttreeeee…

 
 
Yolda yürürken dirseğinin içi yürüdüğü yöne baktığı için elini fazla ileri geri heraket ettirip sağa sola çarpan insanlar vardır…çarşıda pazarda bu tip teyzelere sıkça rastlarız öyle değil mi efenim. Tıslamanın yürüyüşbilimdeki karşılığı da budur! Sen nasıl seni asgari düzeyde bile merak etmeyen birinin kulağına fonetik artıklarını bırakırsın yahu… Amariga’lıların 50 santim dediği güvenli çemberi sana fazlasıyla bırakmışken neden sözel vantuzlarını kulağıma yapıştırıyorsun a be beşinci Dalton…
 
 
 
Ha bi de  ”yapiuosuuuuaaaaannn” cılar, arabaya ”ırıbı”, sen e ”sığn” diyen ”hayaaaaaarrrr” cılar var. Bu modelden ben çekinirim abicim. Cünkü o model alemlere inmiştir ve insanın bu dünyadaki sınavıdır…Hatta Japonya’da kor üstünde yürüyen keşişlerin başrahip seçme sınavında (KBSS), 86 tane tısssslayıcı ve yapıyorsuuuuaaaaannnn cının aralıksız konuştuğu, ve ancak dikkati dağılmadan ve sinirlerine hakim olup bunlardan birine kafa göz girmeden yürüyüşü tamamlayabilen rahibin baş rahip olmaya hak kazandığı rivayet olunur…
 
 
alp

Facebook Twitter

Tarkan Fanta Turnesi…2012…Çanakkale-Edirne…Bir grubun doğuşu…

 
 
Matthew turne boyunca çalışıp hayvan gibi gitar çalmayı becerince, Ayhan’a tek yol kalmıştı…davula geçmek …bunu biliyorsunuz…
 
Bunu fırsat bilen Volkan’ın basa sulandığını, çok uzaklaşmak istemeyen bendenizin hemen yanımdaki podyumda musiki görevini ifa etmekte olan perküsyon sanatçımız Bünyamin’in enstrumanlarına atlayıp çalmaya başladığımı ve Can’ın ”madem sahnede showumuz beraber, sensiz gösteri haramdır bana” diyerek Mehmet’in ayağını kaydırmasının ve darbuka çalmaya başlamasının etkileri daha yeniyken Bünyamin’in gitara, Mehmet’in keyboarda, Altay’ın bilgisayar işlerine ve Serhat’ın geri vokale geçmesiyle ”Büyük Ortadoğu Kroşesi, B.O.K.” isimli yeni bir yeni bir grup kurduğumuzu ve ilk bestemizin ”Fallik Objelerin Büyükbaş Hayvanların Süt Verimine Etkileri” olduğunu bilmiyorsunuzdur ama…
 

 

 
Ana bu da son halimiz…geldiğimiz son nokta…müzikte de…
 

Bu grup iş yapar söyleyeyim…
Sanat için soyunmaya hazırız. Cidden…
 
Turnenin ”en” lerini yazayım da tam olsun bu yazarlık işi…
 
En haşin erkek : Can Besbelli…Adana konserinde sis makinesinin içine konan ne kalite olduğunu bilemediğimiz sıvı aletlerimizin üzerinde yağlı bir katman bırakarak ve genizlerimizi parçalayarak bizi sanatımızdan uzaklaştırken, ”ne ulan o ööööööleee iki tane makine öööööllleeeee getirmişler ööööööllleeee” diyerek Ulubatllı Hasan gibi eline aldığı direkle sis makinesini BİZ SAHNEDE ÇALARKEN parçalayan insan…
 
En baba : İkiz babası olan Volkan Öktem…altınları iki tane aldım…İkizlik için küçük, amcalık için büyük bir adım…
 
En duygusal : Kendisi de yeni baba olan ve telefonundan sürekli kızının fotoğraflarına ve videolarına nemli gözlerle bakan -tabii ki de balık burcu- Altay Oktar
 
En komik : Ayhan Günyıl (arkadaşım otobüste yol nasıl geçti anlamadık)
 
En taklitçi : Doktor İlhan (ama Tarkan’ın stilisti Ceyda’nın da onun taklidini yaptığını daha bilmiyor…)
 
En masör olup da hiçbirimize masaj yapmayan : Masör Adem Kuvvetli…korsan çalışmıyormuş…
 
En masör olmayıp da herkese masaj yapan : Bünyamin Olguncan (Konser öncesi kulisimizden gelen inlemelerin, ahların, ohların altında başka birşey aramayın)
 
En çalışkan : Turnede gitar çalmayı Ayhan’ı yerinden edecek kadar söken Matthew Murat Erdem
 
En sabırlı : Bize kreşteki veletler gibi bakan Seda Çelik…
 
En Kemalist : Kolunda dirseğinden bileğine Mustafa Kemal imzası dövmesini taşıyan Aydın kaptan…”Konya’dan aşşşağı inicen…”
 
En iyi seyirci : Denizli
 
En sürpriz : Urfa ve Edirne’yi bu kadar güzel şehirler olarak bilmiyordum…Edirne’deki sineklere bir çift lafım var…”KOV KOV KOV…SİN SİN SİN…KOV SİNKOV SİNKOV…”…bence iyi reklam olur, hele Karşıyaka’da satışlar artar…
 
En sırta havlu koyan : Nilgün tabii ki..
 
En her gün işlerini sahnede görüp de suratını göremediğimiz : Stilist Ceyda Balaban…
 
En azimli : Diyetine sıkı sıkıya bağlı kalıp, biz hayvan gibi etleri kabapları götürürken, muhafız Bizans askeri kahkahalar içinde bir tas suyu esirinin gözlerinin içine bakarak yere dökerken bunu yutkunarak izleyen ama iman gücüyle ”acı yok, acıııı yoooookkkkkkkk” deyip kendini telkin eden Osmanlı akıncısı edalı Mehmet Akatay…yani konu ”nasıldı? tatlı güzel miydi? ha söylesene…güzel miydi” lere kadar geldi…
 
En iyi öğrenci : Barbados asıllı bir Alman vatandaşı Türkçeyi ne kadar hızlı öğrenebilir? İşte yanıtı monitör mühendisimiz Ali (Heights) Gittens’da…
 
En aksi : Çanakkale’de gözlük kabı alırken akşam konsere gelip gelmeyeceğini sorduğum ve ”Görmüyor musun çalışıyoruz” diyen abla…
 
En oyuncu : Tüm otobüs yolculuklarında Angry Birds oynayan ses sistemi mühendisimiz Zacha…
 
En Fenerli : Her zaman, her yerde Serhat Ersöz…Adamın öyle bir Fenerli aurası var ki, turne boyunca saate baktığımda 19:07 leri yakalamaya başlamıştım…
 
En balık yemeye giderken yanınıza almanız gereken adam : Saç mühendisimiz Ercan Göynü (ulan adam hangi balık ne zaman nerde ne halt karıştırır her bi şeyi biliyo)
 
En rock star : Can Şengün
 
En star : Tarkan
 
En tar : Huşeng Azeroğlu ”Size selam getirmişem” version 2012
 
En…tar…isiiiiiiii taaarrriiissiii de
Geliyor kaaaalem kaşlııııı
Hopaşinaşinanay şinanay yaaariiiimmmm
beeebappaluuuaaaa şiiiz maaay beeeybeeee

 
 
 
E sonunda olacağı buydu…
Nerde benim Zanax’ım?..
 
 
alp

Facebook Twitter

Tarkan…Fanta Turnesi…2012…Bursa-İstanbul…Kendime notlar : Dilemmalar fikstürü…


 

İstanbul’a geldim evet…
Neden sevinmiyorum?…
Neden yarınki konseri bekliyorum?
Neden hemen yola çıkmak istiyorum?
Neden nedeni ters çevirince de neden?

 

- Artık insanları değil sadece anları özlüyoruz galiba. İnsanları özlediğimizde feystaymlar, feysbuklar ve tvitırlarla zaten nerde ne yaptıklarını belgeleriyle izleyebiliyoruz…Daha çok eplikeyşın indir…forskuveer i sevmiyorsun…indirme…

 

- Yavaş asansörlü oteller rehberi yazmaya kalksam ilk üçe Büyük Samsun Oteli, Kahramanmaraş Ramada ve Bursa Marigold girer…Sinirini bozan şey bir insan olmayınca, verecek tepki de bulamıyorsun…Çok gıcık ve çok yavaşlar…Geldiğin katlarda, daha yeni aldığı arabasının amortisörlerine hiçbirşey olmasın diye her kasiste neredeyse durarak geçen şoförler gibi hissediyorsun…Oralarda kalma…

 

- Bir de otel kalemleri var. Çok dandik veya harika olabilen ve içindeki mürekkebin ne zaman biteceğini bilmeden yazdığın…yazdığın not kağıdında, senden önce orayı yaşamış insanların bir üst sayfaya bastırarak yazdıklarının izleri…bazen hauskiipingin görmediği ve bir sayfanın köşesinde kalmış ufak bir not…Başkasının notunu okuma, izinsiz kimsenin sayfalarını çevirme…

 

- Yoğurdi sevdiğuniiii de dünyalara kaşlaruni çatmadan bildür…

 

- Kanallarda habire oldukça ağır doğu şiveli diziler oynuyorken, bu turnede gittiğin doğu vilayetlerinde neden o kadar aksanlı konuşulmadığını araştırma önergesi halinde meclise yolla…kim neyin turizmini, ticaretini yapıyor a bıyıklı oyuncu simsarları?..

 

- Kötü sabunlu ve deterjan gibi kozmetikli oteller bu kepazeliklerine rağmen marketlerde asla bulamayacağın, tam yolculuk için hazırlanmış minik traş köpükleri bulunduruyorlarsa bu otellere rezervasyonlarda öncelik ver..

 

-İnsanlar güzel oldukları kadar küstah oluyorlarsa, çirkin oldukları kadar da kibar mı oluyorlar?…Araştır…

 

-Yengeç burcu kocasından iki yengeç velet dünyaya getiren yengenin maceralarını anlatan bir aksiyon dizisi çek : ”Yenge Ç.”

 

- İzmir’de bir nevi escort firması kurmayı düşünen arkadaşına ettiğin ”Çengelköy salatalığı kıvamında kızlar” tabirini bir kenara yaz…Hatta yazdın bile…

 

-Yaptığın hataları yapmamış olsaydın yapacağın hataları bulmaya çalış…

 

-”Omuz silkmeye” bu ismi veren arkadaş ile eyleme çıkardığı sesten yola çıkarak isim koyan dil doçentine bir münazara ayarla…patlamış mısır yeme…

 

- Banyo musluklarının evyeye yakın oluşu neticesinde el yıkarken her tarafın ıslanmasının, ülkemizde tuvaletlerin ve banyoların elektrik anahtarlarının dışarıda olmasıyla olan ilişkisini irdeleyen bir deneme yaz…Tuvalette çaresiz, savunmasız bir bebek gibi otururken aniden dışarıdan birinin senin ışığını çalması hangi vicdanla açıklanabilir ki?…

 

-”Sevişmeeeeek, bir dakikaaaaaa” diyerek intikam alan sanatçı bayanın eski sevgilisinin erken boşalma sorunu için doktor bulmasına yardımcı ol…

 

-İlkokuldayken sınıfın arka duvarında asılı olan, sonbahar ile başlayıp yaz ile biten mevsimler tabelasından bul…Nereye asacağını düşün…bulamayacaksın…yine de düşün…

 

-”Umumi tuvaletlerde taharet musluğunu uzun süre açık tuttuktan sonra tuvaletteki diğer insanların sen kapıdan çıktığında dönüp içlerinden ” aha kakacı” dememeleri için içeride iş bittikten sonra bir süre sessiz ve hareketsiz kalmanın önemi” konulu sempozyuma katıl…Nokta atışının öksürükle olan bağlantısını söylemeyi unutma…

 

-Hadi Şanlıurfa, Gaziantep ve Kahramanmaraş’ı anladık da, Yeşil Bursa, Güzel İzmir gibi sıfatlar acaba bu şehirlerin encümeni diğer şehirlere bozulmasın diye mi konuluyor?İncele… Zaten Gümüştepe, Altındağ gibi gereksiz parlatılmış isimler pek de tatlı muhitlere verilmiyor…O dağ altın olsa orda gecekondunun işi ne kardeşim?…”Türk milletiii çalışkandııııır, Türk milletiiii zekidir”i gözümüze sokan Aziz Nesin’e ve kurtulduğu yangında hayatını kaybeden 37 ana kuzusuna selam olsun…sizin kefenleriniz külden ama sizi yakanların yastıkları ateşten…

 

-Ellerinde valizler, onları yolcu edenlere el sallayarak koca bir huniden bir cam şişeye doldurulup denize atılan insanları gösteren bir yağlı boya tablo yap…ismi ”Havaalanı romantizmi” olabilir…Aynı yere gidenlerin alakaları yokken nasıl birbirlerine bağlandıklarını denizin üstünde uçan, martı silüetli minik kurdelalar ile betimleyebilrsin…

 

-Kahvaltıda kumru kadar iyi olan tek şeyin kahvaltıda gevrek olduğunu, misyoner bir eda ile gelecek nesillere öğret…
 
-Fransız öpücüğü verme ile vermeme arasında kalma haline ”Dil-emma” diyebilir miyiz?..bak bi bakalım..

 

- Bir sürü erkek tarafından markaja alınmış güzel bir kadının yaşadıklarını anlatan bir film çek : ”Kurtlar Vadisi : PUSSY ”

 

alp

Facebook Twitter
Yaklaşan konserler
  • 11/07/18 - 22:30 FOURinthePOCKET - Sail Loft - Gündoğan / Bodrum
  • 22/07/18 - 21:00 Alp Ersönmez “Yazısız” özel misafir : Erkan Oğur - Mavibahçe İzmir - İzmir
  • 27/07/18 - 21:00 Alp Ersönmez “Yazısız” özel misafir : Erik Truffaz - Bozcaada Caz Festivali - Bozcaada
  • 28/07/18 - 21:00 FOURinthePOCKET - Bozcaada Caz Festivali - Bozcaada
  • 02/08/18 - 22:30 FOURinthePOCKET - Sail Loft - Gündoğan / Bodrum
  • 18/08/18 - 22:30 FOURinthePOCKET - Sail Loft - Gündoğan / Bodrum
  • 03/09/18 - 22:30 FOURinthePOCKET - Xuma - Yalıkavak
Bülten
...
Haber Arşivi
  • 2018 (47)
  • 2017 (101)
  • 2016 (90)
  • 2015 (46)
  • 2014 (56)
  • 2013 (56)
  • 2012 (54)
  • 2011 (23)